Hayaller kurarız..
Ve onlar bizi en kötü zamanlarda bile yalnız bırakmazlar,
sırtımızı sıvazlarlar hep..
Ne kadar hevesini kırmaya çalışsa da mantığımız,
hayaller hep mantığın önüne geçer..
Hatta bazen bir bakmışız ki bu mantıksız dünyada, bir hayalimiz gerçek olmuş..
Neden olmasın, hayal işte:)
Çocukken uçsuuuuuzzzz bucaksız olurdu hayaller..
Sınır koyamazdım ben.
Evimden çıkıp şehre, şehirden ülkeye, sonra da evrene sığmaz olurdum..
Acaba daha da dışarda ne var diye düşünürdüm hep..
Biz insalardan başka kimler yaşar bu hayatta..
Onların gözleri ağızlarında, ağızları burunlarında mıdır ki derdim..
Yoksa elleri ayakları bile yer mi değişmiştir ?
Sonra anne karnına dönerdim tekrar, mideyle bağırsakların arasına..
Ama en güzel kitaplar süslerdi hayalleri..
Onlar olmasa napardık ki... ?
Bizler büyüsek de hayallerimiz büyümezdi hiç..
Sonrası mutsuz, makineleşmiş, korkunç mutsuz insanlar..
Zaten tonla var etrafta..
O yüzden sevgiden sonraki en önemli besin, kitap olmalı çocuklara..
Bazen zümrüdüanka kuşuna binip kaf dağına giderdim ben..
Sonra balona atlayıp dünyayı dolaşırdım, 80 gün de yetmezdi bana,
dünyanın her köşesinde ayrı bir macera bulurdum..
Bazen dünyanın merkezini arardım, bazen de kayıp ülke Atlantis'i..
Pasaklı cadı, hababam sınıfı, kare as ekibi..
Bir sürü arkadaşım vardı benim,
ve yazılmasa bile ben de o kitaplar içinde bir karakterdim..
Hem de en önemli rol benimdi..
Herşey benim hayalgücümle gelişirdi..
Sonra derdim ki kendime, ben de bir gün yazacağım
ve insanlar okuyacak..
Kendi dünyalarından eşyalarla benim hayallerimi canlandıracaklar..
Bazen güzel masallar anlatacağım, bazen korkunç hikayeler..
Bazen sadece bakakaldığım bir pencere ardını, yağmur yağarken..
Bazen yağmurda çamurda oynadığımız oyunları..
Ama anlatacağım ben derdim, ve insanlar okuyacak birgün..
İşte o zaman hayaller ülkem gerçek olacak..
Yaptım da..
İlkokulda yazdım hep, sonra okudum,
hatta tiyatro yaptık bazılarını canlandırdık okulda,
Beğenilse de beğenilmese de,
Hep alkış aldık
Çünkü değerliydi bir çocuğun hayalini desteklemek..
Sonra ortaokulda, lisede yazdım..
Ama kompozisyon saatlerinde yazılan sayfalardan,bazen kağıtta yıldızlı yüzlerden ve de sınıfta okunmasından ileri gidemedi..
Dönem sonu attığım defterler arasında kaybolup gitti hayalimdeki dünyalar..
Şimdi onları okuyamadan, ne hayal ettiğimi bile hayal edemiyorum..
Ve anladım ki büyüdükçe insan, kendi hayalleri küçülüyor..
Çünkü kendi hayallerini küçümsüyor..
Ne yazık.. Ve bir insanın başına gelen en büyük haksızlık..
Kendi kendine yaptığı..
Görevler, zorunluluklar ve klişelerle çevirdikçe yıllar bizi
ilk önce en sıkı tuttuğumuzu bırakıyoruz, diğerlerine de aynı güçle tutunmak için..
Yaptığımız gündelik şeylere hayalleri sığdırmaya çalışıyoruz,
Üniversiteye hazırlanırken ilk 1000'e girmekten ibaret oluyor hayal
Lisansta okul birincisi olmak en büyük hayal oluyor,
Sonra bunları yaparken aynı anda bir hobi edinsem de onu da başarıyla yapsam diyorsun..
Her hayal, ne tam gerçekleşiyor ne de "hiçbirşey başaramadım" diyecek kadar uzakta oluyor,
İyi bir okulun iyi bir bölümünden iyi bir ortalamayla mezun olup,
bir de düzenli olarak şu kadar sene şu ıvırzıvırla uğraştım diye övünmeye çalıştığınla kalıyorsun.
Oysa en büyük hayaller cesaretle gerçekleşir..
Önce tüm hayalleri gerçeğe çevirecek meyveyi bulmak gerekir,
sonra da onu dalından koparmaya cesaret etmek...
Çünkü hayalin hammadesidir..
Ve sana güç verir..
Ondan güç almadığın, içine katmadığın hiçbirşey gerçekçi gelmez, uzun sürmez..
Gitgide küçülür, seni içine hapseder..
A.Ş.K
O seni özgürleştirir, sana iç yüzünü gösterir,
Neyi göze alıp alamayacağını, ne kadar sınırsız olduğunu,
nelerden vazgeçerken yine de nasıl kendine ve başkasına ihanet etmeden "sen" olarak kalabileceğini..
Sadece kişiye, bedene ve sözlere bağlı kılmaz,
Onun vücudunda kendi özüne bağlar seni..
Olmaz dediklerini oldurur..
Yapamam dediklerini yaptırmaya başlar..
En derine gömdüğün hayalleri, koyduğun yerden çıkarıp
Neden olmasın "yapabilirsin" der..
Kendin için, onun için ve hayalini kurduğunuz dünya için..
O yüzden en başa dönmem lazımsa, döndüm..
Yazmam lazımsa içimde tutamadıklarımı,
En basit en gereksiz bulduğum hallerimden
En melankolik en duygulu ve en mutlu hallerime kadar..
Sonra etrafımdakileri..
Tanıdığım, tanımaya çalıştığım, kafamda canlandırdığım hayatları..
Sonra hayal ettiğim dünya düzenini..
Yazacağım..
Belki bir gün okunur,
Benim dünyam başka zihinlerde ve kalplerde gerçeğe dönüşür diye…
O gerçek benim hayatım olur diye..
Neden olmasın, hayal işte...
("Realizability" index: The formula is hidden in your imagination)
22 Mart 2014 Cumartesi
21 Mart 2014 Cuma
Çocuk ülkem,yazık ülkem..
Eli kolu bağlanmış,
hiçbir yere kaçamamış,
nefes bile alamamış,
Bağırsa duyuramamış,
Ne istese azarlanmış..
Herşeyi yasaklanmış,
Sıkıştırılmış,buruşturulmuş,
Hırpalanmış,dövülmüş,
ve ÇOCUK yaşta öldürülmüş bir halkın
Kaybedecek daha başka neyi olabilir ki..
hiçbir yere kaçamamış,
nefes bile alamamış,
Bağırsa duyuramamış,
Ne istese azarlanmış..
Herşeyi yasaklanmış,
Sıkıştırılmış,buruşturulmuş,
Hırpalanmış,dövülmüş,
ve ÇOCUK yaşta öldürülmüş bir halkın
Kaybedecek daha başka neyi olabilir ki..
20 Mart 2014 Perşembe
Sağlıklı Yaşam ve Mutluluk
Geçtiğimiz aylarda stres ve yorgunlukla bozulan cildime, sigara vb. kötü alışkanlıklar da eklenince hem cildim garip bir renge büründü, hem devamlı sağlık sorunları yaşadım, hem de inanılmaz bir yorgunluk hissediyordum.. Ve artık sadece aynaya yakından bakmadan bile cilt kusurlarım fazlaca göze batıyordu, tüm sağlıksız ve yorgun hallerimi yansıtıyordu. Bu duruma bir el atmam lazım diyerek önce sağlığım sonra da görünüşüm için belli adımlar attım.
- Sigarayı bıraktım !: bunu kolay söylüyorum çünkü tam anlamıyla bir tiryaki değilim, sadece stresli olduğum son 2 ayda hergün birkaç tane sigara içiyordum maalesef. Bu aşamayı başarıyla atladıktan sonra, cildimin rengi yerine geldi. Sigara resmen cildi öldürüyormuş meğer!
- Günde 2lt su içiyorum: Son zamanlarda suyun yerini çay ve kahve aldığından pek aramıyordum suyun eksikliğini ama insana her bakımdan kendisini iyi hissettiriyor. Ardarda geçirdiğim birkaç hastalık sonunda her doktor bana "mutlaka su iç" diyince en bırakılmaması gerek alışkanlık olduğunu bir kez daha gördüm.
- Sağlıklı besleniyorum: Önceden sabahları arada sırada omlet vs yer, düzensiz klahvaltı yapardım. Şimdi haftada 4-5 gün, güne 1 tane haşlanmış yumurtayla başlıyor ve peynir, balla devam ediyorum. Süt içmek neyse ki en eski alışkanlığım. Ona da devam ediyorum. Bir de keşke üşenmeyip daha çok meyve yesem.Ama tam bir sebze canavarı olduğumdan, akşam yemeklerimde büyük bir değişime gitmedim. Akşamları hafif sebze yemekleri yemek hem insana iyi geliyor, hem de kalorisi çok az oluyor.
- Sporu kesinlikle hayatımın rutinine almaya çabalıyorum: Yoğun şekilde ders çalışmak zorunda olduğum son 6 ayda, düzenli olarak haftada 3 gün yaptığım Aikido'yu da yapamaz olmuştum. Bel ve sırt ağrılarımın yanısıra, stresimi atacak bir yer bulamamak bile insanı olumsuz etkiliyor bence. Şimdi, antrenmanlara geri dönmekle birlikte, haftada 1-2 kez de 5 km koşmayı alışkanlık haline getirmek üzereyim.Başta gözümde büyüse de 45 dakika da bitiyor aslında 5km. Koşmasak bile hızlı tempo yürümek bile hem eğlenceli hem de sağlıklı bir alışkanlık. Arada bir kardeşimle de onu yapıyoruz.. Kendime özel koşu ayakkabısı ve koşu taytı da aldım, iyi motivasyon oluyor ve açık havada spor yapmak daha da bir enerjik kılıyor insanı. Kimse tutamaz beni :)
- Antioksidanları unutmuyorum: Vücutta biriken zararlı maddeleri atmak önemli diye her yerde görüyorum. Bunun için neyse ki aslında benim çok severek içtiğim yeşil çay ve şalgam suyu bir birmiş. Bu alışkanlığa devam ediyorum.
- Cildime doğru ürünlerle düzenli bakmaya çalışıyorum: Yukarıda saydıklarım kesinlikle çok önemli şeyler. Ama hayatımızda stres, koşuşturmaca, üzüntü olduğu sürece ekstra bir şeyler de yapmak gerekiyor. Çünkü sağlıksız bir cildi bir de yanlış yöntemlerle düzeltmeye çalışınca sonuç tam bir felaket olabiliyor. Bu yüzden yeni çıkan beğenilen ve özellikle ucuz olduğu için aldığım ürünler yerine artık biraz kesenin ağzını açtım. Ama bir iktisatçının optimizasyon kurallarını da tamamen unutmadım. Fiyat / fayda olarak en yararlandığım ve yararlanacağımı düşündüğüm ürünleri listeliyor ve ona göre kendime uzun süreli bir yol çizmeye çalışıyorum.Son zamanlardaki seçimlerim şimdilik doğru yolda olduğumu gösteriyor. (Ayrıntılar blogumun içinde !)
- Blog yazma kararım sonunda bu yazıyı paylaşıyorum: Aslında bu da hem sağlığım hem de kişisel bakımım için önemli bir adım çünkü sırf buraya yazmak için bile bu sıraladığım şeyleri aksatmadan yapmak zorunluluğu hissediyorum. Kendi başarılı ve başarısız tercihlerimden ilerde tekrar yararlanmak ve hatta başkalarının da yararlanmasını sağlamak için en eğlenceli yollardan biriymiş meğerse. :)
- Her zaman mutluluğu seçiyorum, çünkü hayat tercihlerden ibarettir bunu biliyorum: Sağlık, mutluluğun hem en önemli kaynağı hem de en güzel sonucu aslında. O yüzden ikisini beraber yapmaya çalışmak belki de en önemlisi. Karşımıza çıkan üzücü olaylarda bile kendimizi paralamak, dipsiz kuyulara atmak yerine bir çıkış yolu aradığımız sürece, kendimizde ve başkalarında değiştiremediklerimizi kabullendiğimiz, kızdıklarımızı affedebildiğimiz, affedemediklerimizi ise unutabildiğimiz sürece aslında hayata dair çok hem en basit hem de en zor sırrı çözmüşüz demektir.Aslında gerilimli bir ruh halini bıraktığımızda kendiliğinden gelecektir değişim.. Biz farketmeden dönüşeceğiz, etrafımıza yaydığımız ışık bile değişecek. Ve değiştikçe de değiştirebilecek güce ve sabra ereceğiz o zaman. Hayatı yeniden ve yeniden keşfetmekten hiç usanmamak gerek bu yüzden, ve hayatın asıl tadı da burda olsa gerek zaten :)
Sağlıklı, mutlu ve güzel günlere, aylara ve yıllara..
(Skin: The mirror of healthy life)
12 Mart 2014 Çarşamba
#BerkinElvanÖlümsüzdür
Bugün boğazlar düğüm düğümdü,
kelimeler yumruk olup oturdu..
Sönüp giden umuda ağladık Berkin'in bedeninde,
Bazı kalplerde hiç varolmamış vicdana isyan ettik,
Acısını içine atanlar bile feryad etti bugün,
Herkes anneydi ve herkes babaydı,
ama bugün acımızı nereye vursak yetmedi..
Büyüdükçe büyüdü..
Ya daha da büyürse diye korktuk,
daha fazla küçük cansız bedenlerde..
Bugün kendimiz için değil, çocuklar için endişe duyduk en çok...
Bugün daha kötü ne olabilir ki dedik bu ülkede,
bir çocuğun öldürülmesinden,
ve kimsenin "hesap vermemesinden"..
ve bugün yoruldu yürekler..
Bugün, bir çocuğun bedeninde öldürüldü "içimizdeki çocuklar"..
kelimeler yumruk olup oturdu..
Sönüp giden umuda ağladık Berkin'in bedeninde,
Bazı kalplerde hiç varolmamış vicdana isyan ettik,
Acısını içine atanlar bile feryad etti bugün,
Herkes anneydi ve herkes babaydı,
ama bugün acımızı nereye vursak yetmedi..
Büyüdükçe büyüdü..
Ya daha da büyürse diye korktuk,
daha fazla küçük cansız bedenlerde..
Bugün kendimiz için değil, çocuklar için endişe duyduk en çok...
Bugün daha kötü ne olabilir ki dedik bu ülkede,
bir çocuğun öldürülmesinden,
ve kimsenin "hesap vermemesinden"..
ve bugün yoruldu yürekler..
Bugün, bir çocuğun bedeninde öldürüldü "içimizdeki çocuklar"..
11 Mart 2014 Salı
Aikido ve Doktora yapmak üzerine
Aikido yapmaya çalışan bir doktora öğrencisi,
yada doktora yapmaya çalışan bir aikidocu olarak
söyleyebilirim ki:
yada doktora yapmaya çalışan bir aikidocu olarak
söyleyebilirim ki:
- İkisinde de ne kadar az çalışırsan o kadar çabuk yorulursun.
- İkisinde de temelin iyi değilse üstüne koydukların yıkılır.
- İkisinde de ne işe yaradıgını anlamadığın şeyleri yine de yapman gerekir.
- İkisinde de düzenli olmak hayat tarzın haline gelmelidir.
- İkisinde de düşebilir ve kalkabilirsin.
- İkisinde de yolunu kaybedebilirsin.
- İkisinde de her tekniğin her duruma uyması gibi bir koşul yoktur.
- İkisinde de birşey bir yoldan olmuyorsa, başka bir yoldan dolanmayı denemelisin.
- İkisinde de yapamıyorum diye sızlandığında yapamazsım.
- İkisinde de sabır ve özgüven önemlidir ve bu çok çalışmayla beraber gelir.
- İkisinde de sana yol gösterecek kişiyi iyi seçmelisin, iyi bir yol gösterenin olmadan kaybolursun.
- İkisinde de önce dinlemeyi bilmelisin.
- İkisinde de en nihayetinde "savunma" önemlidir.
- İkisinde de taşıdığın ve devam ettirdiğin "etiket"e layık olmak esastır.
10 Mart 2014 Pazartesi
Yol, Yolcu ve Yolculuk Üzerine..
Benim Aikidoyla tanışmam 2007 yılı başlarında oldu. Biraz gözlemleyip yapmaya karar vermemse 2007 sonlarına denk geldi. Aikidonun hayatımdaki yeri de değişik zaman aralıklarında değişik önemlere sahipti. Bazen "lanet olsun nereden bulaştım" dediğim anlar da oldu. Ama aslında o an kızdığım şey hiçbir zaman AİKİDO'nun kendisi olmadı. Pek çok tatsız olay ve kişi içerisinden süzülerek, hayatımdaki gerçek yerini buluyor Aikido.
Aslında kendi içine yaptığın bir yolculuk bu… "Son Samuray" filminde "hiç düşünce-no mind" cümlesini o zaman anlamamıştım çok. Ama şimdi anlıyorum ki kendinle başbaşa kalabildiğin, dışardaki her olumlu ve olumsuz faktöre rağmen kendi "ruhunu" dinleyebildiğin, dinlemen gereken bir yolculuk… sonunda "başkaları"nın düşüncelerini aklından silip sadece kendinle hesaplaştığın, sonra kendini kabullendiğin ve en sonunda da sabredersen kendini değiştirebildiğin bir yolculuk. Ne zaman sonunun geleceğini bilmediğin ama nereye gitmek istediğini bilmen gereken bir yolculuk..
Ve ben…. Bu yolda hala emeklemeyle yürüme arasındayım.. Defalarca kez düştüm, ama bunun bana öğrettiği en güzel şey her düştüğümde ben istediğim sürece kalkabileceğim oldu. Korkularımın yada sahip olduğum kibrin beni hayatta ne büyük adımlardan alıkoyduğunu, minderlerin üzerinde yuvarlanmaya çalışırken anladım. Önce kafamı çevirip bakmadığım yere, gidemeyeceğimi anladım. Gözlemlemenin ve farkedebilmenin ne büyük bir güç olduğunu anladım. Ve bunlara rağmen, hala düşüyorum.. Defalarca kez.. Ve hala kalkabiliyorum..
Ama bu yolda en önemli şey de sana yol gösterecek kişiyi doğru seçmek ve onun öğrencisi olmaya çalışmak. Japonların bunun hakkında bir atasözü var mıdır bilmem ama bunun nedeni çok basit: "Kılavuzu karga olanın burnu çamurdan kurtulmaz". Belki bu disiplini anlatmaya çalışırken biraz kaba oldu, ama yanlış birinin peşine takılıp o çamurların içinde debelendiğim zamanlardan beri aklıma kazıdığım tek şey bu. Önce takip ettiğin kişi savrulmamalı o yolda, nereye gittiğini bilmeli.. Sonra sen onu rahatsız etmeden, arkasından gidebilmelisin. Ve sana güvendiğinde, o yoldaki engelleri nasıl daha kolay aşabileceğini gösterebilir birgün..
Bu yolculukta herşeyden önce en basit görünen ama en önemli şey "yürümeyi" öğrenmek..
Belki ilerde daha güzel anlatabilirim, ben de daha iyi anladıkça..
https://www.facebook.com/ShinkiryokuDojohttp://shinkiryoku-tr.blogspot.com.tr
10.03.2014
Aslında kendi içine yaptığın bir yolculuk bu… "Son Samuray" filminde "hiç düşünce-no mind" cümlesini o zaman anlamamıştım çok. Ama şimdi anlıyorum ki kendinle başbaşa kalabildiğin, dışardaki her olumlu ve olumsuz faktöre rağmen kendi "ruhunu" dinleyebildiğin, dinlemen gereken bir yolculuk… sonunda "başkaları"nın düşüncelerini aklından silip sadece kendinle hesaplaştığın, sonra kendini kabullendiğin ve en sonunda da sabredersen kendini değiştirebildiğin bir yolculuk. Ne zaman sonunun geleceğini bilmediğin ama nereye gitmek istediğini bilmen gereken bir yolculuk..
Ve ben…. Bu yolda hala emeklemeyle yürüme arasındayım.. Defalarca kez düştüm, ama bunun bana öğrettiği en güzel şey her düştüğümde ben istediğim sürece kalkabileceğim oldu. Korkularımın yada sahip olduğum kibrin beni hayatta ne büyük adımlardan alıkoyduğunu, minderlerin üzerinde yuvarlanmaya çalışırken anladım. Önce kafamı çevirip bakmadığım yere, gidemeyeceğimi anladım. Gözlemlemenin ve farkedebilmenin ne büyük bir güç olduğunu anladım. Ve bunlara rağmen, hala düşüyorum.. Defalarca kez.. Ve hala kalkabiliyorum..
Ama bu yolda en önemli şey de sana yol gösterecek kişiyi doğru seçmek ve onun öğrencisi olmaya çalışmak. Japonların bunun hakkında bir atasözü var mıdır bilmem ama bunun nedeni çok basit: "Kılavuzu karga olanın burnu çamurdan kurtulmaz". Belki bu disiplini anlatmaya çalışırken biraz kaba oldu, ama yanlış birinin peşine takılıp o çamurların içinde debelendiğim zamanlardan beri aklıma kazıdığım tek şey bu. Önce takip ettiğin kişi savrulmamalı o yolda, nereye gittiğini bilmeli.. Sonra sen onu rahatsız etmeden, arkasından gidebilmelisin. Ve sana güvendiğinde, o yoldaki engelleri nasıl daha kolay aşabileceğini gösterebilir birgün..
Bu yolculukta herşeyden önce en basit görünen ama en önemli şey "yürümeyi" öğrenmek..
Belki ilerde daha güzel anlatabilirim, ben de daha iyi anladıkça..
https://www.facebook.com/ShinkiryokuDojohttp://shinkiryoku-tr.blogspot.com.tr
10.03.2014
Kaydol:
Yorumlar (Atom)